SAĞLAM KÜLTÜRÜ (Batı'da)


{2004'te Zanzara athée grubunun yayımladığı broşür}


Başlık altındaki resmin tanımı: "Mefisto" ayakkabılarının reklamı: Beyaz zemin (reklam panosu, ya da muhtemelen büyük bir ayakkabı kutusu) üzerinde, en üstte büyük harflerle "Mephisto" yazıyor (bize göre sağında markanın amblemi var: büyük bir M harfi). Onun hemen aşağısında ise markanın sloganı, "Yürümek Yaşamaktır," büyük harfler ve altı çizili satırlarla dört dilde alt alta sıralanmış (üstten alta: Fransızca, İngilizce, Almanca, Hollandaca): (Marcher C'est Vivre. Walking Is Living. Gehen Ist Leben. Lopen Is Leven). Fotoğraf broşürden.


Sağlamsın ve bu ifadenin anlamı üzerine hiçbir zaman düşünmedin mi?

Kendine sakat olarak yaşamanın (fazla) zor olduğunu mu söylüyorsun ve (ne olursa olsun da hiçbir zaman) sakat olmayayım diye dua mı ediyorsun?

Sakatların neredeyse kahramansı cesaretlerine hayran mısın? (ama yine de favori süper kahramanın Batman mi?)

Bir sakat çok mu salak, yoksa çok mu zeki, keşfetmeye çekiniyor musun? (daha didin bakalım)

Sakat bir arkadaşın var, ve ondan bahsedince bayağı cool olduğunu mu düşünüyorsun?

Sakat bir insansın ve sağlamların sağlamlar için kurduğu bir toplumda yaşadığını mı düşünüyorsun? Sorun sen misin, yoksa toplum mu, diye kendine soruyor musun?

Her yerde basamaklar mı görüyorsun? (paranoyak olduğunu sanma!)

Şeytan senin içinde mi? (evet, evet!). Son derece sexy'sin ve sağlamlar bunun farkında değil mi?

Kahramanın Dr. Charles Xavier mi?
{X-Men çizgi romanları ve filmlerinde tekerlekli sandalye kullanan bir karakter. Profesör X diye de bilinir.}


Sağlamcılık seni ilgilendiriyor! 


Sağlam Kültürü (Batı'da)

  ya da sağlamcılığın seni nasıl kesinlikle ilgilendirdiği


Bana yanılsamalarımdan kurtulmayı öğrettiği için Beatriz'e teşekkürler, 
ve ağın bir yerindeki Colin K. Donovan'a tavrı için,
Sonra Dr. Charles Xavier'e, aynı şekilde Batman'e, ama en başta Daredevil'e ve Karate Kid'e (1.'sine, 2.'ye değil)


Sağlamlık kültürü her yerdedir; ama kendini olduğu haliyle söze dökmez. 

Sağlamcılık, sağlamlık normu, herkesin işleyişini yönetir. 

Diğerleri, yani, anormaller, sağlamcı toplumun kusurlu artıkları: 
sakatlar, haricinde herkesin….

1. Sağlamın Sallantıdaki (Invalide) Kimliği
Sağlam, sağlam olduğunun bilincinde değildir. Ona benzeyenler bir araya toplaştıkça, kendine normal olduğunu söyler. Sağlam hiçbir zaman sağlam olduğunu ifade etmez, "engelli değilim" der. 
Kendine en küçük bir varlık kazandırabilmek için dahi, olumsuzlama gereksinimindedir.

2. Çoğunluk diktasının reddi
Sağlam, birbirinin aynı işlevsel klonlardır; sakat ise çok-biçimli bir yapıdır: tetraplejik, kör, CP'li, sağır/ dilsiz, paraplejik, Down Sendromlu, miyopatili, ampute, cüce, locked-in sendromlu, otistik… Sağlam kendi teknik uyumunun dışındaki bedensel farklılıkları, insani çeşitliliği algılayamaz; sonucunda, bunlar üstüne bilgi sahibi değildir. 
Eğer ondan sakatlığı bir tariflemesi istense, aklına stereotipik "tekerlekli sandalye" (hatta, bazen "elektrikli sandalye" der) imgesi gelir; daha ayrıntılı bir tanım yapamaz. Sağlam sakat hakkında daha çok şey bilmek istemez, zira sakatlık düşüncesi bile onu korkudan fıldır fıldır kaçırır. (hahaha)

3. A Planı: Uyumlulaştırmak (Sağlamlaştırmak)
    B Planı: Yaşarken Mezara Gömmek
Sağlam sakatı bütünlüklü Ü.T.Ü, Üretim-Tüketim-Üreme, planında sorun sayar. Sağlam Ü.T.Ü'nün hem tasarımcısı hem de sonucudur: Bu planın yönetimi otarşiktir. 

Ü.T.Ü'yü uygulayamayacak her beden, virüsmüş gibi tespit edilir: ihtimam gösterilmeli, yeniden eğitilmeli, sektörlere bölünmeli/ üstüne uzmanlaşılmalı, bütünleştirilmeli, (hetero)normalleştirilmeli, yamanmalı…. dışlamalı, yok etmeli, parçalanmalı, görmezden gelmeli, yalıtmalı, sorumluluktan kurtulrmalı, sesi bastırılmalıdır.

4. Sağlamcı Bilinç
Sağlam (yılda birkaç kez) ferah bir vicdana sahip olmak zorundadır. Tele-tedavi sözleri vermek için, yoğun eğlence içerikli tele-yardım kampanyaları yapar. Yılın onda dokuzunda (resmi dilde "kurum" diye geçen hapislerde) içeri kapatılan sakatlar için tatil denen geziler düzenler.  Sağlam parlamenterlerin büyük büyük vatandaşlık kavramlarını ortaya saçtığı, sakatlık üstüne siyasi-geveleme modasını başlatan  "Avrupa Engelliler Yılı'nın (2003)" duyurusunu yapar.

Sağlam söylemi muzaffer bir yaklaşımla sakatlık üstüne "iyi bir siyasi bilinçle" katedilen gelişmeden bahsedip durur. Her şey, kendisi de gerçeği gözardı etmeye gönüllü (sağlam) kamuoyu için formatlanmıştır: sakatların kurumlarda kapalı kaldığı ve medikal kobaylar olarak kullanılmaya devam ettiği gerçeğini. 

5. Hödüklüğe entegre olasın! {Hödüklük: beaufitude. Türenti: béatitude, yüksek mutluluk, kutsanma ile sözcük oyunu}
Sağlamların sakatlar hakkında siyasi-gevelemesindeki büyük/ heybetli kelimelerden" biri "entegrasyon"dur. Bu devasa proje, 1993'ün Birleşmiş (Sağlam) Milletler  Özürlüler için (Sağlamcı) Fırsat Eşitliği {Eşitlenmesi} Konusunda (Sağlamların) Standart Kuralları'nın 18. Maddesine bakalım, "toplumsal yaşama diğerleriyle eşit biçimde katılma olanaklarını kaybetmiş, ya da bu olanakları sınırlanmış" kişilerin yaşamlarının iyileştirilmesi projesidir. Burada "diğerleri" dediği, sağlamlar; eşitlenme dediği, sağlamlaştırmadır. Oyunun amacı: sakatları sağlam kültürde eritmek, sakat kimliğini sağlamlık modeline total bir entegrasyon, o modelde çözeltmek niyetiyle parçalamaktır. Dışlamadan içermeye…

Sağlam hiçbir zaman (Ü.T.Ü'nün ötesine geçen) sakat-alternatif bir yaşam tarzını entegre etmeyecekir, ama kendi normalleştirme kültürünü, sağlamcılığını sakatlara sürekli dayatır. Özbelirlenim bilincinden yoksun olduğunda, sakat sadece sağlam way of life'a (yaşam tarzı) erişmeyi düşler.

6. Sağlam toplum, topluma katılım hakkını sakatlar karşısında kendine saklar.
Sakatlar için  (ama sağlamların düzenlediği) daha iyi bir vatandaşlık adlı büyük projede mimari ve şehircilik en baştan beri hassas bir sorun teşkil eder: Sağlam, basamaklara ve merdivenlere hayrandır; onlardan her yere koyar --merdiven ve basamaklar kendisinden daha güçlüdür zira. Onlara o kadar bağımlıdır ki, asansörler önünde basamak bulmak, ya da sadece merdivenle inilebilen bodrum katlarında üzerinde "engelli" işareti olan tuvaletler görmek gayet mümkündür. 

Basamaklara yönelik bu fetişist büyülenme, sağlamların sakatlar için erişilebilirliği düşünmeye mazhar olamamasında yatar; sağlam özerklik ilkesine karşı kendini psikolojik olarak bloke etmiştir. Evet, rampalar, eğimli yollar, asansörler yapmayı bilir; hatta bu konular üstüne yasa metinleri bile yazabilir. Ancak, ulaşım araçlarını, çevreyi, kamusal alanları (sinema, konser salonları, galeriler, ibadet yerleri, yönetim binaları, okullar, kütüphaneler, tekel bayiileri {bar-tabac: içinde tütün ürünleri de satılan bar}, manavlar, galeriler, eczaneler, barlar, lokantalar, kulüpler, toplantı yerleri, havuzlar, oteller… burada durayım, e, anlamışssınızdır…) erişilir kılmak onun için tasavvur edilemez bir şey olarak kalır. Squatlar gibi, özyönetim mekanları dahi büyük oranda erişilmez/ sakatları dışlayıcı mekanlardır. {squatting: genel anlamıyla, kullanılmayan bir binaya doğrudan yerleşmek. Bu, yoksul ya da göçmenlerin sadece ikameti için kullanmaktan, sanat aktiviteleri için kullanmaya ve/ya binada kolektivist yaşam tarzı örgütlemeye kadar çeşitlilik gösterir. Burada eleştirilen 2. ve 3. tarz kullanımda dahi, bu mekanların erişilmez kalması. Squatlar üzerine bilgi için bkz. “A’dan Z’ye Squat”

Yegane iki erişilebilirlik krallığı, alışveriş merkezleri ve hastanelerdir: aman ne güzel. Sağlam sıklıkla, kendi gündelik yaşamında sakatlarla çok az karşılaştığından bahseder: yapma yahu!  

Bir türlü sonu gelmeyen basamak problemi karşısında, sağlamın yönlendirici ilkesi: "sorun yok, biz taşırız" (bir sonraki maddeye bakın). Game Over {Oyun oynamayı bırak:}: 1. Eğer, bir sorun varsa, o sorunun farkına var, 2. senin taşımak istediğin "şey," belki de taşınmak istemiyordur. 

Sağlamın kendisine aşırı-dokunaklı gelen durumlarda süpermen'i/ süperkadını oynamak gibi enteresan bir huyu vardır. Bunun tepe noktası ise, ayağı alçıda, geçici olarak koltuk değneği kullanan sağlamın  bir anda sakatlarla dayanışma oyunu oynamaya başlayıp, şehrin erişilemezliğine karşı isyanla haykırmaya başlamasıdır. 

[eğer aktivist sakatların lokantalar, sinemalar, kamu binaları vs. önüne işemeye başlamalarını istemiyorsanız, umumi tuvaletleri erişilebilir yapmanız hayrınıza olur!!!]

7. Hayırseverlik sana yarıyor mu?
Ah şu hayırseverlik…
Eğer sağlamın kendine yediremediği bir şey varsa, bu, özgürlüğün, hayırseverlikle verilen kokuşmuş artıklardan değil, özerklikten geçtiğidir. Sağlam pek naziktir; her zaman yardımda bulunmak, avuçlara bir şeyler tutuşturmak ister (son derece iyi planlanmış bir zamanlamayla, ve her şeyden önce, özellikle diğer sağlamlar ona bakıyorsa)… Sorun şu ki, hiçbir zaman, sakat sağlamın yardımını almak gibi bir arzu besliyor mu, beslemiyor mu, diye kendine sormaz. Ona "cool" gelen şey diğeri için de böyle olmak zorunda değildir (hayırseverliğin günümüzdeki çapraşık tanımı). 
Bir sağlamı en az üç gün sürekli hayır yardımı alır  bir konuma sokun: Bu öyle bir konum olsun ki, karşısına çıkan her nazik sağlam, üzerine basa basa ya da fazla vurgulamadan, gönlünden geldiği için, iyi kalplilikle, iyi niyetle, "memnuniyetle," "hiç sorun değil" diyerek ona yardım edeceğini söylesin. Bu sağlam bir anda mümkün olduğu kadar özerk olmak için yakarır, kendi edimlerinde özgür olduğunu hissetmek ve her şeyden önce kendini dayatılmış bir hayırseverlik karşısında minnet borcu içinde hissetmemek adına. Böyle bir hayırseverlik aracılığıyla, sağlamın yüzüne ayna tutulmuş olurdu; sağlam kendini sürekli araçsallaştırdığı sakatlık konumunda buluverirdi. 

8. Tabii, biliyorum ben. 
Sağlam sakat olmanın nasıl bir şey olduğunu bildiğini söylemeyi sever. Kuzeni bir kayak kazası sonrasında altı ay tekerlekli sandalye kullanmıştır ne de olsa; anneannesi kalçasındaki sorun nedeniyle hafif sekerek yürüyordur; veyahut da bizzat kendisinin sol elinin serçe parmağı kesiktir: bu sağlam dadaş, bizimle pek de duygu-daştır, anlayışla doludur. Der ki, "böyle" "yaşamak ne kadar da zor olmalı" "hayal edebiliyorum" … "böyle" yahu he?!… Kendisi "böyle" yapamazdı, hayata devam edemezdi, öğreniriz… Böylece, sakatın insanüstü (sağlamüstü) cesaretine dua okumaya başlar (buna da değineceğim sonra). Sağlam-stili, her halukarda kendisinin de normal olmadığını söylemeyi sever. "Ben de bir açıdan engeliyim," der bizim duygu-daş, anlayışlı vesaire vesaire, ıvır zıvır  sağlam -- sağlam anında fuzulileşir.

9. Ayaklı İtirafhane olarak Sakat
Genel olarak, sakatın sağlamı anlaması, onu dinlemesi ve teselli etmesi gereklidir. Sağlam sakat karşısında itiraflarını ket vurmadan söze döker; anında "farklı," öyleyse sınırlardan yoksun addedilen sakatın kendisine benzetildiği bu iyi kalpli itirafhane, bu biçimsiz savak karşısında sağlam içtenliğini üzerimize boca eder.

10. Sakat: Yanı başınızdaki Egzotizm
Evet, sakat, bu garip varlık: bazen aşırı göze çarpan, bazen görünmez kalan, bazen delicesine zeki, diğer zamanlar dibine kadar salak, bazen aseksüel, bazen sekso-manyak (hemencecik sterilize edilmesi gereken sapık versiyon), bazen aşkın bir güzellik, diğer zamanlar ucube…. Ne kadar söylesek az: sakat egzotiktir. Kendi sağlam arkadaş grubuna sunacağı bir sakat ahbabı olunca, sağlam kendini "cool" hisseder. Sağlam kendini böylelikle insancıl bir ruha sahip sayar; der ki, toplumun hangi açı(lar)dan elemeci ve dışlayıcı olduğunun somut olarak farkındadır, ve buna isyan eder (kendisinin bu durumdan duyduğu rahatsızlığa sakatın tanıklık etmesine özen gösterir)… Sorun şu ki, böylelikle, bir anda toplumu suçlamaya başladığında, kendini toplumdan ayrı bir yere koyarak kendi sorumluluğunun üzerini örter.

11. Sağlamcılık Çözüldüğünde
Cinsel açıdan, sağlam, sakatı takıntılı bir şekilde kategorilere böler. (eğer bir gün bedenli cinsellikler üstüne Zig_ze_Yalnız_Trans-kötürüm-kızoğlan imzalı bir karşı-çalışma çıkarsa, bunun nedeni kurumsallaşmış nevrotik ve heteronormalleştirilmiş saçmalıkları okumaktan gına gelmiş olması olur).Genelde, onu gayri-cinselleştirir, hatta "vahşice" (aynen böyle) çocuklaştırır. 
"Vahşice" çünkü sağlam ister hiç hareket etmez olsun, ister alışıldık iletişim biçimlerinin hiçbirini kullanmaz olsun, hiçbir bedenin libidodan mahrum olmadığının gayet de farkındadır; ancak kendisi birbirinin aynı bedenler karşısında  dahi cinselliğiyle baş etmekte halihazırda büyük sorun yaşamaktadır; bu durumda, kendisinden farklı, bedensel göndermelerinin tutmayacağı bedenler karşısında hiçbir hakimiyet iddiasında bulunamayacağı düşüncesi onu derin bir paniğe sürükler. İşte sakat, onun bedensel kodlarının, sağlam-erkeklik zirvelerinin, bozguncusudur. 

12. Seks oyuncağı olarak Sakat
Buna paralel, sağlam sakatı özel olarak kategorize eder ve fetişleştirir. Bir körün dokunuşları herkesten iyidir; bir paraplejik deli gibi emer, bir cüce veya ampute fazlasıyla ateşlidir; bir tetraplejik [tüm vücutta hareketsizlik], varolan tüm cinsel ketlerin aşılması olanağıdır. Röntgenci ve edilgen: bu rollerin ikisi de aynı anda sakata atfedilir. Ama ondan bu rollere uygun şekilde (zira, sağlamlar için edilgenlik=itaatkarlık) cinsel ilişkide itaatkar olması da beklenmez zira sakatın erotik roller oyununun bilincinde olduğu düşünülmez. Sakatın sakatlığı kendisi için halihazırda erotik olduğundan erotik olması ise zaten hiç beklenmez. 

Sakat, denemeye gelir (ve sakatı "deneyen" zorunlu olarak sürekli sağlamdır; tersi, sakatın sağlamı denemesi, sağlam için düşünülemez bir şeydir)… Bunun üstüne, kendi bedenine uymayan bedenlerden haz almayı beceremeyen sağlam, sakat partnere "kusura bakma; denedim, biliyorsun" diye mıymıy ederek uzaklaşma eğilimindedir. Küstahlığa bakınız! Bazen de, tabanları yağlamasının sorumluluğunu dahi hiç üstüne  almak üstümez ve sakata sağlam cinselliği denen lüks için açıkça fazla sakat olduğunu söyleyerek suçu ona atar.

13. Pikachu'dan daha tatlı… 
Erişkin sağlam, sakatı sıklıkla pokemon sanır. Bazen, sakatı yolda gördüğünde gidip ona dokunmak, tercihen tutup kollarına almak, sevip-okşamak, öpüp-koklamak, fotoğrafını çekmek [evet, cidden!]… hatta bunlarin hepsini bir hamlede yapmak (40 yaş üzeri ev kadınlarının uzmanlık alanı) gibi karşı gelemediği bir arzu duyar. Tabii, gözleri hazır-üretim duygularla dolu dolu, suratına ulvi bir gülümseme yerleştirmeyi, araya umut ve cesaret üzerine tipik yorumlar sokuşturmayı unutmadan. Sakatın haç taşımasına sağlamın ihtiyacı vardır (… evet de, bu taşınan aslında kimin haçı oluyor?). {Katolikliğe  gönderme: bkz. "haç taşımak" Gündelik dilde, düz anlamının yanında, "büyük bir yükümlülük altında" olmak, "sorun deneyimlemek"} 

14. "Kalk ve yürü (şeytan?)"… elbette canım… {İncil'den, bkz.: "Bir Felçlinin İyileştirilmesi"}
[Bu metin hristiyan hayırseverlik lügatından birkaç parça kullanıyor; bu, katolik kültürünün sakat-sağlam ilişkisinin her yerine nüfuz etmiş olmasının işareti]
Bir sakatla karşılaşınca ona İncil, haç, muska veya başka bir dini oyuncak vermek (zorla) de sağlamın aklına eser (sakat hayat boyu bunlardan bir koleksiyon yapmaya hazır olmalıdır). Ardından sakata , iyileşmek için Tanrı'yı yüreğinde kucaklaması gerektiğini anlatır: biraz çaba gösterirsen, mucize yanı başında belirecek… Ayrıca bir de,  gözler kocaman açılmış, parmaklar heyecanla sakata dikilmiş,  ona içinde şeytan olduğunu (öyleyse, kendisi kromozom 5 oluyor?!)… veya o şahane budist ilke gereğince, sakatın daha önceki hayatında kötü bir sağlam olduğu için "bu şekilde" reenkarne olduğunu bildiren --iyi olmuuuuşşşşş, hak etmişssindir vs.-- çılgın fanatik sağlam versiyon vardır. 

15. Ölümcül Kaza mı, Kaderin Acı Cilvesi mi?
Sakatla karşılaşan sağlam, karşı koyulmaz biçimde "kaza mı oldu?" diye sormak ihtiyacındadır. Eğer, "hayır, doğuştan" cevabını alırsa, delicesine rahatlar; bu, ona (kendisinin paçayı kurtardığı) "kader" karşısında, kendi pek güzel, etkin bedeninin güvenliğinden emin, ferahlama şansı verir. 

Eğer "kaza" derseniz, sağlam büyük olasılıkla, gizleyemediği bir panikle, "böyle bir şey, ah ne kadar acı verici, düpedüz korkunç olurdu; umarım benim başıma gelmez" umudunu --ah, şu sağlamın umudu-- korkuyla yüksek sesle dillendirmeye başlayacaktır… sakat,  sağlam karşısında böylece korkunç bir dev yaratığa dönüştüğünün farkında, bu umudu onaylar…

16. Hazır-Kalıp bir Beden
Kimse sağlama onun işlevsellik-kullanışlılık ilkesince yönetilen yaşamının dışında kalan alternatif yaşamları hatırlatmaz. Görmeden ya da bacaklarını kullanmadan yaşama, ona kabus, zulüm, cehennem, "tanrım, ne korkunç" vs. gibi gelir. (sağlam her zaman bir sürü acınacak sıfat bulabilir).
Durum şu ki, sağlam, bedenini hiçbir zaman gerçekten öğrenmez; bedenini deneyimlediğinden fazla kullanır. Kendi fiziksel performanslarını gözlemlemeye meraklıdır; ama bunların alternatiflerini (duyumsallıkları, hareketleri, güçleri, mekan tasavvurlarını) devreye pek sokmaz. Bedeninin işleyiş-tarzını nasıl yeniden yazacağını öğrenmemiştir. Bu sosyo-bedensel işleyiş-tarzı (Üretim-Tüketim-Üreme formatı) ona sokakta nasıl yürüyeceğini, bir gişede nasıl (ayakta) duracağını, kiminle ve nasıl aşk yapacağını, nasıl yazıp-çizeceğini, nasıl dans edeceğini, nasıl sigara içeceğini vs. öğretmiştir. Tüm sağlamların aynı işleyiş-tarzına sahip olması önemlidir: Bu, anarşiyi önler. 

17. Varoluş aynası
Bir sakat karşısında, sağlam bazen takıntılı bir şekilde "bir şeye ihtiyacın varsa söylersin değil mi, hı?", "ihtiyacın yok mu? Emin misin?" diye sorup durur.  Böyle durumlarda sağlam, kendisinin sakatla tüm ilişkisini destabilize eden dipsiz bir endişeye kapılmış görünür: kullanışlılıktan yoksunluk endişesi: Sakatın varlığı karşısında sağlamın aklı o kadar allak bullak olur ki, sağlam kendi (fizikselliğin haricinde tahayyül edemeyeceği) işlevselliğinin  garantisini tekrar edinmek ister. Bunun için  sakatı hemencecik karşılıklılığa dayanmayan bir bağımlılık / itaat ilişkisine sokması gerekir. 

18. Sağlamlar, Cesaretiniz Bol Olsun {gündelik kullanımda: "size kolaylıklar/ kolay gelsin" gibi}
Sakat, sağlama hayatını olduğu gibi sevdiğini anlatacak olsun, ikincisi giderek şüpheci bir poza bürünür. Sağlama kalacak olursa, sakat "sakatlığından acı çekiyor" olmalıdır.  Sağlam, sakatın hayatını uzun süreli bir ceza gibi görmek ister.
Böylece sağlam, sakatı son derece cesaretli biri, savaşçı saymak ihtiyacındadır. Bunun iki nedeni var: İlki sağlamın kendini yeniden-garantiye almaya yönelik güçlü arzusudur: Eğer sakat kusurlarıyla hayatını sürdürebiliyorsa, sağlam kendisine dünyada her şeyin mümkün olduğunu, kendisine göre yapılmış bu dünyada her şeye kadir olacağını söyler.
İkinci neden, bunu yaparak sağlamın, sağlamcılığın sakatı maruz bıraktığı şeylere karşı kendi suçunun üzerini örtebilmesidir. Cesaretinden ötürü ne kadar fazla övülürse, der sağlam içten içe, sakat sürünmeye o kadar fazla devam edebilir. 

* * * İŞTE 
Böyledir, sağlam
(Onun diyeceği gibi) Amin. 

Kurumlara kapatılmış sakat da derinden acınası/ patetik haldedir, belirtmek gerek. Bu konuda, "acınası sakat" diye ikinci bir broşür yazacak kadar şey var; konuya dair söyleceklerim eğer bir gün ilginizi çekerse...

Bu metnin, (ara sıra) "okudum, artık biliyorum" diyebilmek için, tahakküm üstüne yazılan metinlerin katalogunu elinde bulundurmayı seven Batılı sağlamın vicdan ferahlığı için bir başka araç olmasını istemediğimi özellikle belirtmek niyetindeyim. 
Yine de, eğer "okudu"ysa ve "şimdi anladım" diyorsa, öyle hareket etsin.

Burada itham ettiğim şey, benim de sorunum: bu metin beni sorumluluktan kurtarmaz; ben kendimin de bazen sağlamcı biçimde hareket etmiş olduğumun bilincindeyim (ama yine de çok da fazla değil; abartmaya gerek yok…)

"Ben" dediğim: Zig, burada ve Sağlamülkesi Fransa'nın başka bir yerinde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme