Sakatlık ve Kapitalizm


{Başlık altındaki resmin tanımı: Goya'nın bir resminden. Eski tip bir tekerlekli sandalyede dilenci}

Marta Russell

Toplum sakatlığı* hala medikal bir mesele olarak görüyor. Yani, toplum sakatlığı fizyolojik, psikolojik, anatomik veya medikal kusurlarla eşleştirip, sakat kişilerin toplumumuzun ekonomik yaşamına tam katılamamasının nedeninin bu kusurlarda yattığını düşünüyor: sakatların toplumsal dışlanmalarının nedeninin adını koymak yerine yapılan bu: oysa sakatların dışlanmasının (ve yoksulluğunun) sorumlusu toplumun kökenlerine sıkı sıkı işlemiş toplumsal-ekonomik ilişkerdir. Sakatlığın bahsettiğimiz biçimde medikalleştirilmesi, sorunun çözümünün körlük, hareket sakatlıkları, sağırlık, zihinsel veya gelişimsel farklılıkları olanların da çalışabilecekleri iş ortamları yaratmak yerine bu sözde-anormalliklerin tedavisinde yatacağı anlayışını beraberinde getiriyor.


Bana göre, fiziksel veya zihinsel sakatlıkları olan insanların toplumsal sakatlanmalarının sorumlusu ekonomik sistemdir. Toplumsal sakatlanma iktisadin ya da bireyler (emek) ve üretim araçları arasındaki ilişkinin düzenlenme biçiminin sonucudur. Bu anlayışa göre, sakat insanların ezilmesinin nedeni kapitalist sistemin getirdiği sınırlamalarda aranmalıdır. Ekonomimizde üretim araçlarına sahip kesim işlevsel farklılık yaratır olarak görülen, standart (daha fazla sömürülebilir) işçi bedeni formuna uymayacak şekilde sakatlıkları olan bedenleri toplumsal sakatlıkla yaftalar.


Örneğin, Engelli Amerikalılar Yasası'nın 1990'da yürürlüğe girmesinden beri işverenler ADA'ya uygun biçimde gerekli düzenlemelerin yapılarak sakatlığın istihdama dahil edilmesine karşı canını dişine takarak savaştı. İlk on yılda, sakatların istihdam oranı sivil haklar döneminin öncesindeki yüzde 70 işssizlik oranına göre bir ilerleme kaydetmiş değil. Bunun sorumlusu olarak, kapitalist işletme mantığı işaretlenebilir.
Sakat insanlar iş yaşamına tam katılımdan yalıtılıyor ve dışlanıyor çünkü işletme pratikleri bunu dayatıyor. Daha önce yazdığım gibi:
İşletmenin amacı kar üretmektir. Kapitalist birikimin temeli vasıflı emeğin iş gücünden elde edilen artı-emeğin işverence kar getirecek şekilde kullanımıdır. İşletme mantığı istihdam giderini elde edilecek karla karşılaştırır. Üretken emek, veya emek sömürüsü, basitçe emeğin işletmenin işçi üretkeniliğinden ücret, sağlık sigortası ve çeşitli teşvikler (bir işçi istihdam etmenin içerdiği tipik giderler) düşüldüğünde kazanacağı karı maksimize edecek biçimde artı-değer üretmesi amacıyla kullanımıdır. Üretimdeki artı-değere kapitalist el koyar. İşçi, teoride toplumsal olarak gerekli emek miktarina denk düşen, diğer bir deyişle, emek-gücünü yeniden üretmek için gerekli olan değere denk düşen bir ücret alır.
İşveren, her türlü sıradışı veya standart dışı üretim maliyetine direnir. İşletme mantığına göre, sakat birini işe almak ya da sakatlanan bir çalışanın işinde kalmasına olanak tanımak sıradışı ek giderler demektir. (Ekonomist Richard) Epstein bu görüşü savunuyor ve ADA'nin istihdamı teşvik eden maddelerinin gizli bir sübvansiyon olduğunu, uygun düzenlemeler başlığı altında bu tür düzenlemeler yapılması için işletmelerin zorlanmasının şirketlerin etkin işlemesini önleyeceğini söylüyor.
Gerçek olsun, onlara öyle görünüyor olsun, işverenler uygun düzenlemelerin içerdiği ek giderler üstüne kaygılarını dillendirmeye devam ediyor, standart-dışı işçilerin ekstra yönetim masrafları içereceğini öngörüyor, ve sakat bir çalışanı işe almanın ileride işçilerin diğer giderlerini de arttıracağını iddia ediyorlar (compensation costs). İşverenler, sağlık sigortası sundukları hallerde dahi, sakat işçiler için bu sigortadan yararlanmak daha fazla ücret kesintisi gerektiriyor. (premium costs). Sigorta şirketleri sıklıkla "önceden varolan koşullar"ı sigorta kapsamından çıkarıyor veya kronik hastalıklar için aşırı derecede yüksek ücretlendirme talep ediyorlar. İşverenler de , bu tür masraflardan kaçınmak için sigorta sağlamamanın yollarını arıyorlar. Ayrıca, işverenler karakteristik olarak, sakat bir işçinin daha fazla sorun ve azalan üretkenlik getireceğini var sayıyorlar.
Sakat bir işçinin kendisine verilen işi yapamayacağıni varsayan ve kör, sağır, ortopedik engeli veya diğer sakatlıkları olan kişileri, aynı siyahlar veya kadınlar gibi, işe almaya direnen, önyargıya dayanan sakat ayrımcılığı, hiç şüphesiz sakatların işsizlik oranlarından önemli derecede sorumlu. Sakat işçiler ayrıca işverenlerin özel düzenleme, çevresel iş ortamında belirli modifikasyonlar, kaza sigortası, maksimum sağlık sigortası ya da herhangi bir sağlık sigortası talep etmeyecek işçilere kıyasla ek standart dışı üretim giderlerini karşılama beklentisi nedeniyle kapitalist sisteme içkin ekonomik ayrımcılığa maruz kalıyor.
Bu analize göre, kimin "sakat" olup kimin olmayacağını hakim sömürü oranı belirler. Sakatlık böylece kimin işe girip kimin giremeyeceğini belirleyen toplumsul bir yapıntıdır. "Fazla masraflı" (yani önemli sakatlıkları olan) bir çalışanın işe girmesi (ya da işinde bırakılması) muhtemel değildir. Nüfus sayım verileri de bu görüşü destekler. Çalışma yaşındaki insanlar arasında sakat olmayanların istihdam oranı yüzde 82.1 bir, önemli sakatlıkları olmayanlarda oran % 76.9 iken, herhangi bir önemli sakatlığı olanlarda oran yüzde 26.1'e düşer.



ADA, oranlarda ilerleme kaydedebilmiş, oyun alanında tüm aktörler için eşitliği sağlayabilmiş değil.


Liberal kapitalist ekonomilerde, gerçekten uygulandıkları takdirde işveren giderlerini artıracak yeniden-dağıtım yasaları zorunlu olarak onların çıkarlarına terstir. Bu, işverenlerin erişilebilirlik düzenlemelerine karşı direnişinde, sürekli işverenler lehine karar veren, sakat işçilerin değil, işveren çıkarını savunan muhafazakar mahkemelerin tutumunda ve sakatların süreğen yüksek işssizlik oranlarında örneklenir.
Kapitalistler sakat işçiyi işe almayarak veya onu işten çıkrarak kar ederler. Sonucunda, birçok sakat işçi temel ekonomik aktivitelerden dışlanmıştır ve dışlanmaya devam edecektir. Öyleyse, soru şu: İşletme pratiklerini sakat kişilerin işgücünden dışlanmayacakları biçimde dönüştürmek mümkün mü?


Hükümet, istihdam alanını eşitlemek üzere, işveren maliyetlerini giderecek sübvansiyonlar sağlayabilir. Gerçekten de yakın zamanda böyle bir reform, Work Incentives Act, çıkardı: sakat işçilerin Medicare ya da Medicaid ödemeleri yapmasına izin vererek kamusal sağlık sigortasından yararlanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme. Ama bu reformların çoğunda görüldüğü üzere, düzenleme tamamen yeteresiz. Örneğin, bu yararlanma hakkı sadece 8 yıl için. Öyleyse?


Diğer şüphe götürür sübvansiyonlar da bulunuyor. 1973 Rehabilitasyon Yasası'nın 504. kısmı federal hükümetçe finanse edilen kurumların sakat işçilere "adil" , orantılı bir ücret ödemeleri gerektiğini söylüyor; ama öyle ki, asgari ücret bile ödemeye mecbur değiller. Geleneksel atölye, sakat işçilere asgari-ücret altında ödeme yapılmasını meşrulaştırmakta başvurulan prototip: bunun dayandığı teori de, sakat işçilerin ortalama işçi kadar üretkenlik sağlamadığı. Kar elde etmeyen herhangi bir işletmecinin, sakat işçinin "üretkenlik kapasitesini azalttığını ispat edebildiği takdirde" sakat işçilere yasal olarak asgari ücret altı ödeme yapma hakkı var.
Amerika'da bu tür 6,300 atölye 391000 sakat işçi çalıştırıyor; bunlardan bazılarının işçilere ödediği asgari ücretin yüzde 20 ya da 30'u, saatte 3.26 dolar, haftada 11 dolar kadar düşük bir ücret. Gerçekte, bu ötelyelerde çalışan işçiler kendilerine az ödeme yapılmasının nedeninin üretkenlik yoksunu olmaları değil, ayrımcı istihdam yapısı oldugunu çok iyi biliyorlar.


Hükümet sakat işçiler için yapılan düzenlemeleri kendi bütçesinden karşılayabilir. Belki bu, ek giderler meselesini işverenin alanından çıkarır ve bazı işverenlerin sakat işçilere son derece gerekli düzenlemelere karşı mahkemelere koşuşturmasını durdurabililr.
Ancak, böyle bir reformun hakiki bir ilerleme sağlayabilmesi pek muhtemel değidir. Bunun bir nedeni, üretkenliğin kapitalist birikimin temelinde yatmasıdır. Emek, her zaman, a priori, üretkenlğe sekte vuran bir faktördür, zira emek hiçbir zaman giderek hızlanarak artan bir kar eğrisi beklentisini karşılayacak derecede hızlı üretim yapamaz. Sakat insanların (yukarıda belirtilen sebepler temelinde) her zaman karı maksimize etmek için arzulananın dışında görüleceği muhtemeldir. Ayrıca, pratiğe çoktan geçirilmiş "doğal işssizlik oranı" teorisi, ekonominin sağlığı için, Federel Rezervin her zaman birçok kişinin işssiz bırakılmış olmasına neden olacağını garanti eder. Sakat insanlar geleneksel olarak bu yedek işgücü ordusunun bir parçası olmuştur.


Ancak sakatlıkları olan işçilerin sosyalist ülkelerde de ekonomik katılımdan dışlandıklarını tespit etmek gerekir. Polonya'da körler için atölyeler komünizm zamanında da vardı, bugünkü pazar ekonomisinde de varlıkları devam ediyor. Sakatlık sosyalizmde de Amerika'da kapitalizmde olduğu gibi medikalleştiriliyor. Kapitaist, komünist ya da sosyalist tüm refah devletleri sakat insanları yanlış biçimde çalışamaz addetti ve onları (Amerika'da yoksulluk sınırının altında) devlet sübvansiyonları programlarına kaydırdı ya da bu tür himayeci atölye programlarına soktu. Bu, ancak korkunç derecede bir yoksullukta yaşamaya izin veren programlarda bulunmaya ise "imtiyaz" adını verdiler. Bu devletlerden hiçbiri sakat insanların ülkelerinn ekonomik yaşamına tam katılımına imkan vererek ailelerinin geçimini sağlamalarına olanak tanıyacak üretim biçimleri oluşturmadılar.
Yeni, adaletli bir ekonomiyi düşünürken, kendimize şunu sormalıyız: Ekonomi ne içindir? Pazara dayanan karları veya eski üretim modellerini desteklemek için mi, yoksa toplumsal bağı desteklemek ve herkesin--toplumumuzda sakatlıkları olan kişiler dahil-- tam katılımını sağlamak için mi?

Ekonomi ancak halk için işliyorsa işliyor demektir; eğer kamusal sağlık hizmeti, güvenli bir yaşam için gerekli gelir ve hakları sağlıyorsa. Hükümetin herkes için istihdam garantisi ekonomiyi herkesin üretken, kullanışlı, ve tatmin edici ücretli iş veya serbest meslek olanakları arasında özgürce seçim yapabileceği biçimde düzenlemeyi gerektirir. İşgücüne daha fazla dışlanmış insan katmak için, iş ortamını kapitalist kar mantığının ötesine taşımak ve son kertede hükümetlerin işveren olarak hareket etmelerini garantilemek gerekir.
Hastalık (bu sakatlıktan ayrıdır) bazı insanlar için düzenlemelerle dahi çalışmayı imkansız kılacağı için, bu kişilerin toplumun zengilnlik ve üretkenlik miktarıyla uyumlu olarak yükselecek uygun bir toplumsal yaşam standardına devlet garantisiyle sahip olmaları gerekir.
...

* 'Impairment-disability' ikiliğini, 'sakatlık-engellilik' yerine 'sakatlık-toplumsal sakatlık' ikiliğiyle karşılamaya devam ediyoruz. Yine, önceki çevirilere uyarak yasalardaki haliyle "disability"i çevirirken engelli sözcüğünü kullandık -- hukuki içerilme ideolojisini karşılamak adına bu sözcük daha uygun görünüyor (Benzer bir kullanım Çağrı Doğan'ın Birikim Dergisi'ndeki yazısının özlü başlığında var: "Engelliler: postmodern kapitalizmin sakatları")

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme