"Biraz da Sakatlık Konuşsak: Kuramlar ve Deneyimler" Paneli Ardından

Önceki başlıkta bahsettiğimiz Sakatlık Çalışmaları derlemesi vesilesiyle Tüyap Kitap Fuarı'nda "Biraz da Sakatlıktan Konuşsak: Kuramlar ve Deneyimler" adlı bir panel düzenlendi. Can Evren'in panele ilişkin yazısını, kendisine teşekkürle, ekliyoruz.

Biraz da Sakatlıktan Konuşsak: Kuramlar ve Deneyimler, TÜYAP Kitap Fuarı, 13 Kasım 2011
Sakatlık Çalışmaları, Der. Dikmen Bezmez, Sibel Yardımcı, Yıldırım Şentürk
Koç Üniversitesi Yayınları, Ekim 2011
567 sayfa, 30 TL.

Dün TÜYAP’ta, yukarıdaki başlıkla bir panel düzenlendi. Panel, Türkiye’de sosyal bilimler akademik çevresi tarafından yayıma hazırlanan ilk Sakatlık Çalışmaları derlemesinin tanıtımı olduğu kadar, sakat aktivistler ile konuyu gündemine almış akademisyenler için bir buluşma, tanışma ve tartışma imkanıydı. İlham dolu bu panelde etkileyici olan neydi peki? Sakatların sıkıntılarını anlattıkları, birbirlerini dinledikleri bir panel olmanın ötesinde sakatlık deneyimini içinde bulduğumuz dünyanın diğer dışlanma deneyimleri ile yanyana getirmek, ortaklıkları tartışmak nedense panelin esas konusu oluverdi. Eşcinseller, azınlık halklar sık sık telaffuz edildi. Sakatlık deneyimi ile farklı dışlanma deneyimleri arasındaki ortaklık önümüzdeki günler, aylar, yıllarda peşimizi bırakmayan bir soru olmaya devam edeceğe benziyor.

Perondan bir adım aşağı…

Sakatlık konusunu sağlam bedenli birine, dolayısıyla en başta kendim(iz)e anlatmanın yolu kısadır: 5 yıldır her yıl indiğin-bindiğin tramvay durağında peron ile vagon arasındaki yükseklik farkı senin için gözden kaçan bir ayrıntıdır. Bin kere de binsen, on bin kere de binsen fark etmeden geçebilirsin. Halbuki iki ayağı üzerinde yürümeyen biri için o yükseklik farkı her gün toslanan bir duvardır. Ufak bir ayrıntı gibi görünen fark, sakat bir kişi olmanın kurucu, temel meselesidir. Engel dediğimiz işte bu adım farkıdır. Sakatları bir adım aşağıda bırakır. Engel sende veya bende olan bir kişisel nitelik değildir; seni ve beni birbirimize bağlayan ortak dünyanın, birbirimizle ilişki kurmamızın koşulları ile ilgilidir. Bu dünya bana göre tasarlanmış, seni dışarıda bırakmış, en iyi ihtimal seni sonradan hatırlamıştır.
Farklı doğar ve yaşadıkça farklılaşırız. Ancak aramızdaki dünyanın kurulumu bu farklılıklardan eşitsizlikler oluşturur, eşitsiz bir dünya besler zira farklılığa göre değil aynılığa göre tasarlanır; yapılı çevre, eğitim, çalışma dünyasıyla. Perondaki adım farkı bunun en çıplak, fiziki görünümüdür. Sakatlık da eşitsizliğin çıplak gözle görülebildiği yegane örnektir belki de; biri geçer perona, diğeri kalır. Görünür bir filtre gibi. Fakat sakatlar çok iyi biliyor (ve hiç durmadan söylüyorlar ki) yaşanan eşitsizlik o fiziksel adım farkından ibaret değil. Bakışlarda, göz çevirmelerde, şüphelerde, hırıltılarda da yaşanır ve  gerçek sonuçlar verir. İşte çıplak fiziksel dünyadan, seni ve beni birbirimize bağlayan dünyanın manevi ilişkiler zincirini çözümlemeye geçen, yaşanan eşitsizlikleri görünür kılmak isteyen sakatlar şunu söylüyor: Biz biliyoruz ki gözleri görmediği için işe alınmayan kör adam ile Türkçeyi aksanlı konuştuğu için işverenin şüphesini çekenler ortaktır. Bu dünyada adilce yaşamanın koşulu verili bir tanıma uymak değil, bu dünyayı paylaşmanın kendisi olmalıdır zira sakatlık, bedenin sakatlanabilir olduğu gerçeği, herkesin her an aynı tanıma ve beklentiye uyamayacağının çıplak bir göstergesidir. Mesele sakatları korumak, onlara yardım etmek değildir; sağlam bedenliler dünyasını, herkesin dünyası kılabilmektir ki “biz sakat vatandaşlarımıza sahip çıkıyoruz” diye zeytinyağı gibi üste çıkanlar hayırseverler kalmasın.

Mesafe

Sakatlığın anlatımı işte peron ile vagon arasındaki mesafenin matematiğidir. Matematik şu anlamda: o mesafenin aşağıda kalan sakata yaşattığını anlamak ve anlatabilmek için mesafeyi fiziksel bir sorun olarak anlamaktan bir ilişki sorunu olarak anlamaya geçmek gerekir. İşte sakatlar bunu yapıyor ve karşılaştıkları engellerin fiziksel engellerin ötesinde de varolduğunu söylüyorlar. Peron ile vagon arasındaki fiziksel mesafe yalnızca bir maddi tasarım sorunu olsaydı tek konuşması gereken şehir planlamacıları ve inşaatçılar olurdu. Halbuki sakatlar o mesafenin kızgınlığını, hayal kırıklığını, küskünlüğünü yaşıyor ve biliyorlar. Farklı bedenlere ve protezlere şüpheyle bakan, içten içe onu yakınında istemeyen, “olmasa daha iyiydi” diye düşünen zihinler gerçek eşitsizlikleri yaratır. Mesafe peronlar ile vagonlar, merdivenler ile tekerlekli sandalyeler, braille alfabesi ile kabartmasız kitaplar arasında olduğu gibi Türkçe eğitim ile anadili Türkçe-olmayanlar, erkek-kadın kalıpları ile bu kalıplara uyumlu doğmayan LGBT bireyler arasında da mevcut. Peron ile vagonu hemzemin hale getirme talebi, perondan bir adım aşağıda kalan herkes için bir eşitlik mücadelesi çağrısıdır. İşte sakatlar dün, TÜYAP’taki panelde bunu söylediler.
Vagondan bir adım yukarı….

Sakatların sağlam bedenliler dünyasında yaşadığı eşitsizlik deneyiminin matematiğini sunmak, o mesafeyi katetmek için yeterli değil elbette. Sakat aktivistlerin örgütlü siyaset mücadelesine yaptığı vurgu işte bu yüzden önemliydi. Eşitsizliklerin halihazırda varolduğu dünyamızda vagondan atılacak adım için bir beraberlik gerekiyor. Düşe kalka, takıla takıla gidilecek bir yol; yatay bir beraberlik ile dikey bir mesafeyi katetmek… Yolu katetmenin fiziksel bir çaba gerektirdiğini, bu mücadelenin ancak birarada mümkün olduğu aşikar. Fiziksel şartların birarada olmayı engellediği dünyamızda ise buna imkan veren şey fikirler ve kavramlar olabilir; fiziksel dünyanın engellerini daha hızlı aşan, bedensiz varlıklar yani. Yalnızca sakatların birarada olmasıyla sınırlı değil. Eşitsiz ilişkilerin altta kalanların birbirlerine aradaki mesafeyi yürümede destek olması mümkün. Peron ile vagon arasındaki mesafenin matematiği işte bir soyutlama olduğu ölçüde (ki matematik bir soyutlamadır) farklı mesafe katetme çabalarını ortaklaştırabilir.

İşte Yrd. Doç. Dr. Dikmen Bezmez, Yrd. Doç. Sibel Yardımcı ve Yrd. Doç. Dr. Yıldırım Şentürk tarafından derlenen Sakatlık Çalışmaları başlıklı kitap, akademik görüntüsünün ardında okuyuculara bu matematiği sunmayı hedefliyor. Sakatlık deneyimini lanetli bir tecrit şeklinde deneyimlemenin tek ihtimal olmadığını, yaşananların evrensel bir dışlama sorununun parçası olduğunu anlatmayı hedefleyen makaleler ile dolu. Belki de cezaevinde tecrit edilen aktivistlerin kitap okumaya yönelmesine benzer bir çağrı yaptı Bülent Küçükaslan ve yalıtılmış dünyalara hapsedilen sakat bireylere kitabı okuyarak özgürleşmeyi önerdi; Nazmiye Güçlü’ye fazla iyimser gelse de.

Can Evren

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder